Anasayfa | Biyografi | Kitaplar | Künye | İletişim

Bir günce bir dize

9 Ağustos 2009

Son zamanlarda birşeyleri ``karalayamıyor´´ olmanın üzüntüsü ve kederi ile siren akorları seyrelmiş, küçük şehir kamyonetleri gibiyim. O kadar çok şeyi yine ve hala düşünüyorum ve hala yazmaya endişe duyuyorum, tüm bu zırvalamaları... Bir, iki, üç diye sayıları dilimde konuşlandırıp, pratiğe parmakları hareket ettirerek ve beyni koordine ederek kollektivize ediyorum. Sonuç yerine koyacak bir metnin henüz ilk parafını tasarlıyorum. İstiklal caddesinin ara sokaklarında kaldım bugün. Gecenin sonrasını tahayyül etmenin farklılığını an be an bu dizelere aktarmak adına, sabırsızca sabahın erken saatlerini bekleyip, Bursa'ya yolculuk etmeyi planladım. Akşamında aldığım Metis Yayınları tarafından 2004 yılında yayımlanmış bir kitabı inceleyedurdum. Hapishane hikayeleri adlı kitapta devrimci tutsakların cezaevinde bazı sevgililerine bazı ailelerine ve belli başlı devrimci muhalefeti sürdürme dirayetiyle tasarladıkları hikayeleri planlı ve programlı bir biçimde ilgili kitapta okumaya koyuldum. Kör aşıkları, ölüm orucunun kaçkınlarını, her ne kadar adı devrimcilik olsa da istismarları da kitabın içinde bulduğumdan tüm yolculuğu kitaba gömülerek geçirdim.

Son olarak sıkça insan ilişkileri üzerine yazdığım metinlerden de esinleneceğiniz üzere, yeni deneyimler ve deyimler de geliştirmedim değil. Son çelsede arkadaşlarıma kırgınlığımı buradan bir kez daha beyana getirerek buradan doğru kısaca birkaç tümceyi daha yedire yedire vurgulayacağım. İkramım olsun arkadaşlarıma, bunlar.

Öncelikle, insanların yanlızlaştırılması üzerine hayli deneyimli olan insanlık ya da bizim insanlarımız iki kavramsal farklılığın keskin farkındalığı gibi yaşamsallaşamayan söylemlerimizin ölçütlerinde irdelenmeye ihtiyacı var. Bu insanlık ve insanlarımız arasındaki ince köprünün ve keskin farklılığın nelerden, nerelerden ve hangi boyutlarda sorun-çözüm noktasında değerlendirilmeye alınarak çözüme ulaşmaya istinaden bir fikir yarattı diyebilirim, kanımca. Öyle ki; insanlık farklılıklar taşır. Ülke-bölge, ekonomi-politik, sosyal-siyasal atmosferlerde ve konjonktürde ele alınırsa değer-kültür kapsamında da yine alt-alt iç-içe ve sıralı şekilde konumlandırılarak incelenebilir. Ben sadece kısa geçerek belli aidiyetsizlikleri, toplumsallaşamamayı, kollektivize edilemeyen duygusal-dostluk dezenformasyonunu teşhir edeceğim.

Sosyal çevremizde ``ortaklaşabilme´´ inancı ve değeri fikri olarak taşıyan insanlar, hareket ederlerken kötürümleşmeyi bekliyorlar sanki. Bir otonom kırılırsa, yerine el ve dirsek ilişkisi içerisinde 'fikriyatımı orada lanse edebilirim' kurgusuyla üstelik. Oysa ki, ne fikri olarak ne de yaşamsal bağlamda dostlarımızın düştüğü geri dönüşsüz hataların sonucu itibariyle, bizim topluma olan sorumluluklarımızın da altını boşaltmakta ve bizi fiili olarak yanlızlaştırmaktadır tüm bu hataların faturası olarak. Biz hayattan ve dostlarımızdan çok şey istemiyoruz. Sadece bizi anlamalarını, düştüğümüzde dahi yanımızda olmalarını temenni ediyoruz. Bunu aleni olarak yazmamdaki şeyin kendisi, kişisel olarak tasavvur ettiğim yanlızlığın kendisi olmamakla birlikte gelecekte bizi ve çevre ilişkilerimizdeki yıpranmaların önünün açılıyor olması öngörüsüdür.


Bu içerik 67 kez okundu

paylas



Çok Okunanlar

Isınan aşk
Sabırsızlık zamanının kara çocukları
Bakır kırmızı kadınlar
Üzerine çöken karayı çal yere
Sarmaşıkları karakollara bürüyenler

Bu site bir psikerenaliz projesidir. İfade özgürlüğüm 301'lenemez, sansürlenemez. Telif Haklarım Konur Sokak'ta ifşa edilmiştir.
``Toplumcu gerçekçi şiir, kendi koşullarında evriliyor.´´ Eren Ali GÜL