Kapitalizmin tarihi, ezilenlerin yoksulların imgesini kendi içine alabilme, onu dönüştürebilmesinin örnekleriyle dolu. Özellikle reklamcılık bu yönüyle pratik bir işlev de görüyor. Karşımızda hâlâ şu soru bütün ciddiyetiyle duruyor: Ezilenlerin geleneği ne kadar görünebilir? Tarihi yazanların çoğu zaman egemenler olduğu düşünüldüğünde, bu ‘görünürlülüğün’ önemli sınırları vardır. Egemenlere hizmet eden ‘Anıtsal Tarih Yazımı’ veya resmi bakış içim, tarih bir zaferler ya da yenilgiler silsilessidir; burada ezilenlerin sesine çok yer yoktur. Onlar, bir pürüzü törpüler gibi, parlak tarihi profillere yer açmak için ortadan siliniverir. Bu parlak ve hamasi anıtsal tarihin altında uyuklayan, bastırılan ezilenlerin tarihini okumak, Walter Benjamin’in ifadesiyle “tarihin havını tersine taramaktır”. Çünkü Benjamin’e göre “ kültürel zenginlikler, hiç istisnasız, dehşet duygusuna kapılmadan düşünülemeyecek bir kökene sahiptir. Varlıklarını sadece onları yaratan büyük dehaların çabalarına değil, aynı zamanda o çağda yaşamış adı sanı bilinmeyen insanların katlandığı külfetlere de borçludurlar. Hiçbir kültür ürünü yoktur ki, aynı zamanda bir barbarlık belgesi olmasın.”
Kapitalizmin tarihini, kültürün ‘şık’ parıltısının sınıfı gizlediği bir tarih olarak okumak da mümkün. Benjamin için ezilenlerin geleneği, bizi bekleyen, görünür, açık seçik bir ‘orada bulunuşa’ sahip değildir. “Çünkü geleneğin hem kendi varlığı, hem de onu devralanlar tehlikededir. Her ikisi de aynı tehdit altındadır: Hâkim sınıfların aleti durumuna düşmek. Geleneği, onu hükmü altına almak üzere olan konformizmin elinden çekip almak, her dönemde yeni baştan girişilmesi gereken bir çabadır.” Çünkü egemenler kazanacak olursa, ölüler, geçmiş kuşaklar bile bundan payını alacaktır.
Geçtiğimiz ocak ayında Radikal İki’de Serdar M. Değirmencioğlu’nun vurguladığı bir gelişme, Benjamin’in endişelerini, ve ‘çalınan imgeleri’ tekrar düşünmek için önemli bir fırsat veriyor. Değirmencioğlu, Ülker Holding’in dünyanın en lüks çikolata markası Godiva’yı satın almasından hareketle, markanın adınına dikkat çekiyordu. Kilosu 140 dolar olan bu çikolataya ismini veren Lady Godiva, yoksullar adına bir direniş öyküsünün anısını taşıyordu. Godiva, kocası Lord Leofric’in koyduğu ağır vergileri protesto için kocasıyla bahse giren çok güzel bir kadındır. Bahse göre çırılçıplak ata binerek şehri dolaşacak, eğer halk ona bakmazsa kocası vergileri kaldıracaktır. Godiva çırılçıplak ata biner, şehri dolaşır, fakat pencerelerden tek bir perde kıpırdamaz; ve Lord vergileri kaldırmak zorunda kalır. Muhafazakâr tınısıyla markanın logosunda da yeralan çıplaklıkla başka bir derdi olan Ülker grubu, küresel başarısını reklamlarına yansıtırken elbette bu hikâyeye yer veremezdi. Bir taraftan yoksullardan yana bir hatırayı taşıyan Godiva, diğer yandan fiyatıyla, bırakın yoksulları, orta sınıfların bile satın alamayacağı lüks bir çikolata Godiva. Bu kapitalizmin, kendini tehdit eden geleneği bile nasıl konformizmle sarmaladığının sarsıcı bir örneği. Ve diyalektik bir imge olarak bizden hatırlanmayı bekliyor... Binlercesi gibi.
PS: Walter Benjamin’in tezleri için bkz: Son Bakışta Aşk, Yay. Haz: Nurdan Gürbilek, Metis, 1995
ALİ ŞİMŞEK - Bianet.Org
Bu içerik 55 kez okundu
paylas