(1. karakter)
Ayakları kanlı asit çukurlarında, repertuvarı; ölülerin gözlerinden sıçrayıp kaçışan büyük ve hiçbir şeye atfedilemeyecek denli önemli aşkları, kırgınlıkları, yenilmişlikleriydi. Üzerlerini ezip, daha karanlığa doğru fırladı yerde duran kovanından, çöp toplamaya koyulmuş serçe gibi. Kanatlarını, rüzgargüllerine karşı meydan okuyarak harekete koyuldu. Buzulların eriyiğini andıran yağmursunun, onu bir yel değirmeninden dağıtılmasını andıracak hemen de orada ona karşı bir şerh koyup yolunu çizeceği kesin adımlarıyla, balçık duvarları tırmandı bir süre. Öfke yerinde sayıyor, balçığa bürünüyordu tırmanıp arkasından umudu yakalamak isterken. Dünyanın bütün zevklerinden, lezzetlerinden feragat eylendiği bu köhne korkuluğun, kendini yitirme vakti gelmişti. Yaralı ayaklarını vurduğu gibi, dökülen etlerinden arınarak taptaze günlere evriliyordu bedeni. Çıplak değildi. Çarpıtılandı, iki kötü seçeneğin en kötüsünü işaretleyerek üzerine yürüyeniydi hayatın, vuruşkan alıcıların yaşantılarında. Kadim dostları örgütlemeyi tercih etmişti bir kez. Şimdi! Koynunda kotarmaya çıkıştığı ışığı vuruyor önüne, alıcıların vurduğu gibi. Sıkışıp kalan etleri de oluyor yine de; durmadan koşuyor dar nefessiz zindanlığın oyuklarında.
***
(2. karakter)
Eskrimde kalmıştı herşey gibi karşısında onu baygın dinleyen bir anne. Onaltı esir düşmüş onun kucağına, memesine sarılanı bilmiyor oysa; sayılarını, yüzlerini, kim olduklarını... Gözlerine dokunacak olurken, yağlı elleri karışıyor sözlerine. Henüz çıkmıştı besbeslli. Komidinin üzerinde karartıdan giydirilmiş giysilerinden arındırmalıydı söze koyulmadan. Temiz ve ``daha kötü´´ olan yollardan geçen hayatını anlatacaktı.
Kara kuzuların dehşete düşürüldüğü gecede, kovaları ellerinde kadınların sağmacılığını izleme saatiydi. Alındığında elmaların ağaçlarındaki çarpışması, bir saat uzaklıkta tekelerin kayaları yuvarlayan aksiliği, gece bitimine meşruiyetini ısmarlamıştı. Şehrin dışında ışıkların hissettirilme vakti gelmiş gibiydi. Kırmızı ve lacivert ışıklı her an birbirine geçişen o iki rengin; yeşili, kahverengiyi kara gecenin laciverdinin şifahen çakır keyif yarattığı bilincinde, sadece dipçiğin kalçasına dayanmasını unutturabildi. Bir ucu başıyla omzunun bitiminde hissedilse de, soğuk namlu tenine yapışmış onu da içselleştirmişti. Romatik düşe koyulmuştu, kadınların sömüreceği erken olgunluktaki koyunların ardından. Fakirliğinden kurtulduğu tembel tokluk döneminde, sevgilisi vardı. Onu perdesiz yaylıların tatlı sesteşliğinde düşlüyordu. İçinde yumuşak bir ferahlıkla sürüyordu yeşil zırhlı aracın içindeki serüveni.
Zaman sürüleri olup akan arıların, haman böceklerinin amonyağa dahi dayanamayacağı acıları hissedeli henüz gözleri bağlanmıştı. Hammal gibi kum çuvalı taşıttırılan zarif vücuduna, forklite askılı kancaların basınçlı gerilişi de eklenince, kasıkları ayrılmıştı. Duş sonrası gazete okunup üretime başlamak için sekiz kırkbeş çayı içilirdi mesaide. Bu vakitlerde. Dokuz altı çarkına gerilmiş kopacak hayatlardan farksızdı durumu. Her mesai ortağınınki gibi, kendi de ayrıştırılıyordu.
***
Mektubu kapatıp sobaya attı. Arkasında gözlükleri aralanmış babası da vardı. Anne, kızdırılmış bakır eriyiği olmuştu. Akacaktı gözleri yerinden. Patırdatadurduğu terliklerini de fırlatıp, sıvazladı kollarını ve uyudu bir müddet. Duydukları parça parça etmişti onu. Tebligatın ona nasıl ulaştığı belirsiz. Soruların arasında boğuştu. Uyandığında menekşeler küstürülmüş, güvercinlerin leylakları parçalayıp dağıtması doğanın kendine olan ihanetini ihya ediyordu. Kendinden alınan parçasını hırçınlıkla istiyordu.
Bir bakıma sinema biletleri satılamamakta, gazeteler boykota gidip baskı çıkarmamakta ısrarcıydı. Lise önlerine dizilen aperatifçiler bıçaklarını tezgahlarında yatılı bırakıp kaçmışlardı. Çay bahçelerinin ışıkları söndürülmüş, arabaların kontakları çalıştırılmamıştı.
1 ve 2 üniversitede Birlik'teydiler. Fakültenin sosyoloji araştırmalarını yapan içinde akademisyenlerin bulunduğu bu grup, sık sık okul çevresinde etkinlik düzenlerdi. Etkinlik ve bir dizi programlardan rahatsız olan revizyonistler Birlik'i dağıtmak için sıkça şikayette bulunur hatta TEM teftişlerinin dilekçelerinde de adları geçerdi. Pos bıyıklı yakışıklı çocuklardan oluşan Birlik'in dağıtılması da çok sürmedi. 1, Batı Karadeniz'de 2 ise Ege'den gelmişlerdi okumak için. Şimdi ise her ikisi de geldikleri yerdeler. Parçaları kaybolmuş, ``başka´´ insanların umutları olup fırlamışlar zindanlarından...
(Sonuç kısmı)
Götürüldü kuzular koyunlarından alınarak anaların... Tertemizlerimiz, sabun kokulularımız. Ana dizlerinde düşlenip, yiğitlenenlerimiz; en yenilerimiz. Hasat makinalarınca urganlanıp dara düşürülenleri, tırnağına takıp elde işlenen buğdayıyla harmanlıyor, alevlileri harlıyor! Ateşi... Ateşlenip, koynunda sıralı gidenlerini...
Bu içerik 312 kez okundu
Twitter´da takip et© 2009-2011 erenaligul.com.tr; şiir, öykü, mizah, eleştirel kültür ve denemeleri barındırır.
Eserlerin telif hakları ve sorumluluğu Eren Ali Gül'e aittir. www.erenaligul.com.tr, telif hakları yasasınca eser teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.