Deprecated: mysql_connect(): The mysql extension is deprecated and will be removed in the future: use mysqli or PDO instead in /home/erenaligulcom/public_html/ayar.php on line 9
Eren Ali Gül - Olağanüstü

Olağanüstü

Kaldır ellerini! Başının üzerine getir! Arkanda kim varsa dışarı çıksın. Çabuk dışarı!

***

Orayı hatırlıyor musun? Kötü bir yer. İnsanlar yoksulluğun türlü hallerindeler. Doğulu olmalılardı. Ya giyecek giysileri zengin artıklarından ediniyor olmalarına ne demeli?

***

Üzerinde kim bilir kaç deney yapılmıştı. Uçurtması kaçıncısıydı, elektrik direklerine asılan. Kaçıncı dayağı yemesiydi kim bilebilir? Ölümü kaç kez yaşamıştı, düşlerinde hayatı yaşamak isterken...

İşte bu sesleri hatırladım. Çatırtılar vardı. Askerin konuşmaları ilişiyor gözlerime. Kulaklarım deliniyor. Sus! Askerler konuşuyor. Komutan panzerini getirmiş. Oyun oynayacaktık. Kapıda çizdiğimiz çizgilerimiz, bilyelerimiz altında kaldı. Şambel kokuları geliyor. Ya sen alıyor musun bu kokuyu? Annemin son kez ismimi bağırması gibiydi, çığlığını kapı önünde panzer karşısında duyduğumda. Tank panzeri izleyerek gelmişti. Kan kokusu almış köpekler!

***

Muhtıraların ezerek geçtiği günlerdi. Çatışma ortasında kaldığında ayakkabısının topuğu parçalanmıştı. Kocaman bir parçayı alıp götürmüştü aksesuarından. Yoksulluk hallerinde zor olan bir ayakkabının muhtıradan nedenle götürülmüş olmasıdır. Ya beyninden koparılıp götürülene ne demeliydi. Kır çocuklarının şehirlerde gündelik yaşantılarına münferit olaylar karışıyordu, birbiri ardına - ardıarkasına(!) Hepsinden haberdar olmak niyetinde değillerdi. Çalınan topları, kapı önlerinden ihtiyaci gerekçelerle aşırılan ayakkabıları... Hepsinden bahsetti.

Konuşmaya devam etti. Dalgın gözleri, başının yere eğilmesiyle kapandı. Ağzından çıkan her şey, bilincindekileri kevgirden geçiriyordu. Onun alınan yanlarını kanatıyordu anlattıkça.

Asker ellerimi kaldırttı. Pişmanım her şeyden. Yaşadığıma... Ölmeliydim. Esmerleri namlularından sektirdikleri kurşunlarıyla, taşı delen sertlikte tepetaklak dağıtıyordu yerlere... Çocukları... Çocuklar! Daha çocuklar, çocuk kalasıcalar. Beynimi götürdü onlar. İyi bir evde oturmak, kum içinde yüzmekti tüm isteğim. Yanımızdaki birkaç kilometre ötemizdeki deniz... İşte, onun için istiyordum bunu. Denizde değil, kumlarında yüzmek istiyordum. Aykırılığımı yaşamak, kirlettikleri kanlarımızı akıttıkları o lanet denize girmek istemiyordum. Dedim ya, asker ellerimi kaldırmamı istemişti. Kaldırdım. Zorunluluktan ağzım büzüşüktü. Dudaklarımı toparlamamı bile istemiyordu karşımdaki korku adam. Korku salıyordu o. Korkutulmuştu. Bunun için memleketinden çıkıp getirtilmişti o yeşil kostümünün içine. Ellerim başımın üzerinde, gözlerim ise namlunun ucundaydı. Saçlarımı görmeliydiniz. Siz asıl saçlarımı... Kum rengindeydi. Kulaklarımın arkasından aşağı doğru dağılıp gidiyordu. Gözlerim kahverengi. İriydiler. Yanaklarım beyazlığımdan pembeleşmişti. Utanç için değildi bu pembelenmeler, korkudandı. Arkadan bir ses geldi. Kim ola ki? Kadın... Üstelik şalvarlı bir kadın. Ölüme mi geliyorsun be kadın dedim içimden. Ama sevgiden geliyordu. O yaklaştıkça namlusuyla geliyordu üzerime er. Gözlerim yeşilden nefret etmeye başlamıştı. Burnumdaki pisliğin rengi o yeşilin sadeliğini kırıyordu. Kadın bayılmıştı artık. Nasıl dayanabilsin? Şalvarı ölüm yatağı olmuştu yerde. O uzun koridordan sesler gelmiyordu artık. Er, silahını indirip adımlarını geri çekti. Tankın ucundaki o borumsu şey, yönünü sokağa çevirmişti. Ne demeliyim ahhh! Beynim... Yerli dedi bana. Yerliymişim. Nasıl kızdım, nasıl! Sarı olduğum için mi öldürmedin ulan beni? Pembelikli yanaklarımdan mı aldandın? Sen hiç mi doğulu görmedin? Alçak!.. Öldürmesi için sert baktım. Çekseydi silahını. Gitmeliylermiş! Yerliymişiz biz. Sizin yerinizi yerliliğinizi... Alçaklaaaaaaaar!

***

Anlatılarını sürdürürken, sarsılarak kalktı. Uyurken yakalanmıştı. Uykusu onu meyve bahçelerinde, kurşun düşmemiş toprakta bırakıp gitmişti. Yanakları bilmediği nedenlerle uzaklaşmaya başlamıştı dudaklarından. Sevimli yüzünün acılarıyla işlediği hatıraları birer birer terketti o güzel insanı. Doğa kendi savaşını durdurmuştu. Böceklerin, çiçeklerin, bulutları dize getirdiği suyun akmadığı, gürültünün kopmadığı bir dünya dönüyordu etrafında. Güneşe bağlı kalmadan, yerçekimini aldırmadan... Esmerlerin, beyazların ve yani siyahilerin olmaması gibi insanlığın en üst kardeşliğinin yaşandığı zamanı anlatılıyordu ona. Yol boyu ezip geçerken çiçekleri, yüzleri yere düşmeden tekrar kaldırıyordu kendini doğanın renklileri. Soru sormak istemiyordu. Ait olduğu yere gelmişti.

Gündüz ve gece ayrımının olmadığı bu ebediyetin sadece bir mezarlığı var. Mezarlığında, ihtiyar bir kaya parçası bulunuyor. Üstelik bu kayanın gökyüzünden öfkeyle düştüğünü söylüyor başındaki insanlar. Tabiatın savaşsız yendiği bu öfkeli kütle, birkaç asır evvel doğayı harekete geçirmek istediği için ölüyor.

Burada herşey önceden tasarlanmış. Asırlık köklü bir geleneği, birikintisi var. İnsanların fedakarlığı, vahşi insanlara karşı kurdukları tertemiz kardeş ülke sevdalarından ortaya çıktığı da unutulmadan...

Burada oyuncakçılar yoktu. Savaş çığırtkanlarının afişleri... Savaş sonrası kokulardan soluyan ağaçlar hiç olmamıştı. Buranın sahibi, onu güzelleştiren tertemiz insanlardı...

***

Düştüğü sandalyeden onlarca dakika süren baygınlığından hiç kaygınlanmadan oturdu sandalyesine. Ahşap pencereli kafeteryanın camlarından yosunlar yerlere dökülmeye başlamıştı. Baktığı her yer yer işçi karıncaların çalışkanlığında değişiyordu. Karartılı perdeler çiçek kokularıyla sallanıyordu. İçeride ada çayının kokusu tütüyorken nasıl olur da güneş bu kadar kızgın bir parlaklıkla yakmıyordu hiçbir yeri... Sokak, marş okuyan delilerin günüyle gençleşiyordu artık. Sokağın türküsünü okuyan her türden ses birikip gönlünde tetiklediği aşkı, koparılan düşlerini onarıyordu. Onlarca dakika daha geçmişti ki; artık sokağın sesi her yere ulaşıyordu!..

Eren Ali Gül



Bu içerik 1000 kez okundu


Müzik aletleri

Deprecated: mysql_connect(): The mysql extension is deprecated and will be removed in the future: use mysqli or PDO instead in /home/erenaligulcom/public_html/ayar.php on line 9

Fatal error: Cannot redeclare meta() (previously declared in /home/erenaligulcom/public_html/php/meta.php:9) in /home/erenaligulcom/public_html/php/meta.php on line 28