Deprecated: mysql_connect(): The mysql extension is deprecated and will be removed in the future: use mysqli or PDO instead in /home/erenaligulcom/public_html/ayar.php on line 9
Eren Ali Gül - Ölü sürgünlerin toplayıcıları

Ölü sürgünlerin toplayıcıları

Tel sarılı, çıplak fikirli, iki karalama arası kadar aydın görünen, uykuya düşen gerilimi anlatan bir de ölü sürgünlerin toplayıcıları, sahlep işçileri kadar, kahve akşamlarında sandalyeleri birleştirenler... Dalıp giden gözleri sıralayan örtülü sandalyelere esir uyku düşkünleri...

Birarada çarpılan, böylece de bölünen hayatları, çarpık kentleşmenin yarısına kadar sıvandığı dizlerine çöken ağrılarıyla uyandılar. Üzerlerindeki gerilimli kuşların ağıtlarıyla... Çapa çeken, sahlepleri toplayan uzun ellerine örgütlü kısa kış kazakları, koyunlarına çektirilmiş terzi elinden geçme çaput torbaları... Onca hayat vardı; kendiyle karşılaşmayı başaramayan, yüzlerceye çıkan sayılarıyla öyküleri ve anlatılarının torbalarında birikmişliği...

***

Buluşmaları; yamaca dayalı sırtlarını güneşle gezdiren, ilk fırsatta da lafa dalan alışkanlıklarıyla kır yemeklerini tatmalarıyla başlardı. Söze girişen, uyku sandalyesine sığmadığı için de kahve önüne atılanıydı. Dergo, toprağa vurduğu keskisini biletir gibi dillenir, sözde de vurucuydu. Kendini topraktan belleyen, yareni kumral tuzlu ellerine sarılıp kopamamış bir türlüsünde. Anadan doğma, sarılık vaziyette de toprağından evrilmiş bir candı, kokusunu üç kuruş ederli bastığı toprağından aldığı gibi... Kır yemeklerini hazırlayan, üstlerinde ona dahil olmak ister gibi davranan, ağaçları terketmemekte ısrarcı, sahlepçi vardı bir de. Kurtuluş savaşında, ağaçların üzerinde zıpırdayarak kotarmış hayatını. Öyle masum ki; gözleri bahar aralığında polenleri ayırdettiremeyecek, üzerinde seken kurşunları kandıracaktı.

***
Ancak ellerinden ağıdı okunabilecek diklsiz Ermeni'nin, ağaca ilişmesiyle, Kürt tütünü rüzgarda bir türkü tutuşturdu dudak arasından. Kavalın derine çekmesi gibi insanı, tütününün kokusu avuçlarından ciğerlerine vururken rüzgarda sıyrılıp yurdunu çiziyordu dalların arasında...

Yalnız zeytinlikleri çevreleyen defneler değil, gödevleri omzuna tırmandıran sıçrayışıyla gördü ada örtüsü. Hemen koyulup yolu gösterdi Monşer. Dümeni, sürgün ve askeri tutukluların kırdığı patikanın, köy kahvesine doğru çevrildiği bir günün dinletisinin gerçekleşeceğini anlattı. Üzeri askeri çitlerle örtülü, göz hizasınca bakıldığında çoraklaşan bir arazinin eşiğinden dönüldüğünü farkeden dilsiz misafir, sorgularını ve algılarını ardı arkasına sıralarken, aceleci ve hızlı davranarak kahvede kağıda yazmayı beklediği sorularını düşündü bir süre. Işıkları açık, içi çamur deryası kahvenin içine girildi. O sırada bahçelerde nöbeti lodosun alacağı haberiyle, Dergo mahsulleri yeraltına istiflemeye koyulmuştu. Dilsiz iki sürgünü aramaya koyulmuştu. Tevazu ve içten karşılamayı, bu kadar doğal kılan nedenleri sorgulamayacak kadar alışıktı belli ki. Yuvasından kaçmış iki şahinin kararlı vuruculuğuyla buluşmuş gibiydiler.

Lodosun kaos yaratan sıcak esintileri arasında, ağaçların patırdamalarıyla da gövdesiyle toprakta yarılarak dağılan ağaçların sesleri sürdü uzun bir süre. Kaybolan o kadar şey vardı ki rüzgarda; çatı aksesuarları, boş tenekeler, erzaklar bir de kendini aramaya koyulan ölü sürgünlerin silüetleri... Sanki bu buluşmayla bir yüzleşme gerçekleşecek, ait oldukları parçaları ve yanlarıyla buluşacaklar gibi de dışarıyı gözleyen dalgın bakışları arasında güneşin doğumuna yakın Dergo'nun ağır ayak atışları duyuldu. Monşer, bu müthiş doğa savaşının ardından cephe savaşında kana bulanık kör sessizliğe kapıldı bir an... Dergo'nun katli günah sayılacak ölülerin arasından omuz atarak çıkışması gibi bir ifadeyi Monşer ile karşılıklı atışır gibi yaşıyordu içinde. Ayrı bir sürgün vardı masada onun için. Gördüğü, bakımsız naçarlığına biaden de yaşlı... Üç savaşın ortasında ayrı bir kuvvetin çekim gücünü tamamlayacak olması kaçınılmazdı artık.

***

Babasının ensesinden onu çekip almasıyla, güzel bir kahkahaya verdi kendini. Oysa o; ilk yaşlarından bu yana başını böyle solgun, mahzun bir köyün kalıntıları arasında akıntılı suya sokmamıştı. Şimdi başka bir akıntı içinde tüye dikene sarılmış çiçekli bahçelerde, başı arkasında götürüyor onu da bir yerlere, arıyor gözleri çocuğun. Neyi aradığını bilmeden, gerçekte de kaybolan kendini arayan onca öykünün arasında...

Monşer: Sahlep işçisi, Güneydoğu Rusya'lı - sürgün
Dergo: Çapacı, 38 sürgünü Dersim'li - sürgün
Dilsiz: Ermeni - sürgün

Eren Ali Gül



Bu içerik 890 kez okundu


Müzik aletleri

Deprecated: mysql_connect(): The mysql extension is deprecated and will be removed in the future: use mysqli or PDO instead in /home/erenaligulcom/public_html/ayar.php on line 9

Fatal error: Cannot redeclare meta() (previously declared in /home/erenaligulcom/public_html/php/meta.php:9) in /home/erenaligulcom/public_html/php/meta.php on line 28