Anasayfa | Biyografi | Kitaplar | Künye | İletişim

Sabahattin Ali'nin edebiyat tarzının toplumsal yönelimleri ve gerçekliği

7 Mart 2010

Devrimciliğin keşfinin henüz önünün tıkanık olduğu bu cumhuriyet dönemi; koşullar itibariyle bilfiil militer bürokrasinin yani tepeden inme cumhuriyetin (klasik faşizm diyebiliriz) kendini test ettiği, sınadığı bir süreç diyebiliriz. Bu bürokratik ve militer kökenli cumhuriyet ve demokrasi denemeleri, Türkiye'de bir dönüm noktası olmaktan çok ``tırpanlanan bir gericileşme çağının, sömürgelere açılan kapıların açıldığı´´ bir tarihsel dönemeçtir. Aydınlanmanın kendini aşabileceği gerçekliği, ifade biçiminin bir dereyi atlamasından da öte bir çağı atlamasına karşılık gelmektedir. Tüm bu kararmış tarihin eşiğinde demokrasi adına işlenen katliamlar da vardır ki; Ermeni soykırımı, Dersim soykırımı vs. olarak bir dönemin kendini analiz edebilme yeteneği de kendini ifşa edebilmektedir.

Ayrıca dipnot olarak;

Derin devlet olgusunun Türkiye'de kanallarını sivil faşist karakterlerle çoğaltmaya ve desteklemeye çalıştığını göz önünde bulundurarak, bazı faillerin ``bireysel tepki´´lerden ortaya çıktığı iddia edilir. Bu iddianın temelinde, derin devletin kendi organlarını gizlemek çabası dışında birşey olmadığı bütün tarihsel çıplaklığıyla görünmektedir.

Öyle ki; burjuvazinin kendi yerel kaynaklarını henüz hazırladığı, kendi jargonunu tahayyül edebilmesiyle sözden eyleme geçmekte ısrarcı olamadığı delillendirilerek ``edebiyat, sanat´´ gibi başlı başına sosyolojik bilim dallarının kendini yerlileştirmesi yani geliştirip kütüphane olmasını da engellemiştir. Yerel kaynakların, devlet adına ve devlet hegemonyasında şekillendiği bu dönem koşulları ``eleştiri, yaratıcılık, yönlendirme ve değiştirmeye´´ yönelik hiçbir faaliyete de izin vermemektedir. Yukarıdan aşağı doğru tasarlanmış bu demokrasi modelinin, var olan saltanat kültüne de çok uzak olmadığına biaden edebiyatın da badireli gelişimine 21.yy'dan doğru izlemeye koyulabiliyoruz.

Sabahattin Ali; temelde, devrimciliğin az önce bahsettiğim kadar keşfine çıkılmadığı sürecin kendisinde ``devrimcileşme´´ eğilimleri yaratan, toplumsallıktan yana gerçekçi taraf olma tarzını da ifşa eden kimlik olmuştur. Sabahattin Ali'nin yarattığı bu tarz farklı şekillerde Türkiye'de kendi deneyselliğiyle, yine farklı kimlik ve dillerde de kendini var edebilmiştir. Özelinde Sabahattin Ali'yi diğerlerinden ayıran ``devrimci duygusallık, devrimci ve toplumsal gerçeklik´´ gibi değerlerle ölçüt kabul edilebilir. Yine; önermelerde bulunacak olursak; şiirlerinde işlediği konu, varlığın içinde yokluğu yaşamak deyimiyle de özdeşleştirilebilir. Şiirlerinde, havadan sudan bahsetmiştir. Bu imgelerde, rüzgarı ve denizi öyle bir işlemiştir ki; ```Dışarıda deli dalgalar, gelir duvarları yalar´´, ``Esme rüzgar, anlımı yalayıp gitme, Dağdan düşen sel gibiyim, karla yüklü dal gibiyim, kurumuş gazal gibiyim, beni dört bir yana atma´´ ``Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı, Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.´´ Burada genel niteliğiyle rüzgarın dışarıdaki esişi, içeride bir kabusu andıran çığlık gibi olmuştur ya da denizin dışarıdaki hırçın dalgaları artık Ali için onu almak isteyen bir cellat gibidir. Bu yüzdendir ki; ``Ekmeğim bahtımdan katı, bahtım düşmanımdan kötü, böyle rezalet hayatı, sürüklemekten yoruldum´´ der şair Ali... O Konya'dan Sinop cezaevine ritüel olarak haksızlığa uğrayışlığı, yoksunluğu, taşımıştır.

Tarihsel olarak edebiyatın emekten yana şekillendiğini görebilmemiz zorlu bedellerin ödenmesinden geçmiştir. Nazım Hikmet'ten, Ahmed Arif'ten, Mehmed Uzun'dan...

Siyasal rejimin etnik histeri ekseninde statükocu ve muhafazakar bir yazını destekleyecek olması bugüne değin süregeldiğinden varlığını ikame edebilmekte güçlük çeken birçoğu gibi Ali'de bu güçlüklerle karşılaşmıştır. Siyasal düşüncesinin olgunlaşmadığı koşullarda dahi, o taraf olacağı yerin yine sosyalist bir yaşam tarzı olduğunu da vurgulamaktan kaçınmamıştır. Cumhuriyetçilere gerektiği kadarıyla da eleştiri verebilmiştir. Ve hatta; onlara büyük hakaretlerde dahi bulunmuştur. Kimlik ve siyaset tarzının Marksist bir entellektüel temele dayanmamasına karşın, tarzını mütevaziliğini bu değerlerle yoğurmuştur. Politik kimliğinin olmayışı bugün bazı çevreler tarafından onu Cumhuriyetçi, devletçi, yedeklenmeci bir inanışa sahip olduğuna inanırlar. Gerçekte, bu onun sadeliğini ve mücadeleci tarzını Sosyalist bir kültüre ait olduğunu da göstermiştir.

Açıkçası Sabahattin Ali bahtı kara bir aydındı, bahtını karartan çağı onu bugünlere tertemiz bir kağıt gibi taşıyıp getirmiştir. O en temizimizdir...


Bu içerik 65 kez okundu

paylas



Çok Okunanlar

Isınan aşk
Sabırsızlık zamanının kara çocukları
Bakır kırmızı kadınlar
Üzerine çöken karayı çal yere
Sarmaşıkları karakollara bürüyenler

Bu site bir psikerenaliz projesidir. İfade özgürlüğüm 301'lenemez, sansürlenemez. Telif Haklarım Konur Sokak'ta ifşa edilmiştir.
``Toplumcu gerçekçi şiir, kendi koşullarında evriliyor.´´ Eren Ali GÜL