Yaşanmışlığın hızlılaşması tüketiyor herşeyi, herkesi her bir yeri. Olanı olana, koşanı, ibraz edilen dilekçenin kahve tonunda olanını özlüyor gibi insan. Yargı kurumunun vasfı budur belli ki. Yargıya hasretlikleri fişler, suçlarını fişler beraberinde de günahlarından arındırır insanı. İnsan dedik de, kaçımız hangi noktalarda insanız? Bunu okuduğunda sorguluyor musun kendini? Kim olacağın kim olman gerektiği konusunda bir fikriyata önsezi oluşturacak denli kahin de değilim. Ben olaya objektif bakmaya çalışıyorum. Kanımca da yargılanmam bacağımdan asılmayı şeceremi çıkarılmasını istiyorum. Suçum da pek kabarık değildir öyle. Kimsenin canını yakmamış, çorak Nurhak'ların karanfillerini çiğnememişimdir laf ebeliklerinde, rakı sofralarında. Güneşin sofrasına oturduk mu, tam oturur-oturuşundan belli edenlerdeniz. YOL'culuk da böyle bir yere sirayet ettirir yaşamın akıbetini. Kaybedileni kaybedildiği anda anımsattırmaz, hiç kederlenmedim bu ana dek ölülerimize. Onları sevgilerimizde pişirdik ve yedik kısaca budur durum. Sindire sindire!.. Yediklerimiz bizi büyüttü, aç karnımızı onlarla doyurduk. Boyumuzun göğe yakınlığına istinaden hedeflerimizi kolay tutabilmemiz, belki de yıldızlara iyi zıplayabilip onları tek çelsede yakalayabilmemiz içindir. Bundandır.
Yine tuttu bizim içeride alevlenen depreşipte öyle yerinde durmayan acemilik günleri. Öyle unutulmuyor be arkadaşım! Unutulsa da anı olmaktan öte hüsran olurdu, vaziyetçe. Ne yazdırıyor böyle? Unutanlara inat, unutmadığımız değerlerimiz mi? Yoksa unutturulanlara istinaden vakıf olabileceğim alanların henüz tükenmediğine bir işaret mi? Korku mu bir yerlere? Mesaj gitti mi? Gitti, ulaştı hedefine. Öyle düşünüyorum. Kırılgan mektuplarımın, sancılı günlerin ardından eşiğin önünde tuttuğum paspası ayak hareketlerinin kıvraklığıyla, cinsine cibiliyetine söve-söve anımsadığım günki gibi. Anımsatıyorumdur bu mektupta kırgınlığımı. Bir filmde "ben sınıfım için kaybedecek birşeyi olan insan değilim" diyor. Peki neyi, neleri kaybetmiş olmalı? Esasına bakarsak kaybettiği ya da yenilgileri o kadar çokki. Sahip olduğu bilincin heba edilebilerek dahi fedakarlık edeceğinin farkında değil. Tükettirmez de sanmıyorum, bedavaya gelmedi o bilinç ona. Bu kadar mütevazi bir bakış açısından senaryonun üzerine çıkıp, önündekileri görebilmek iyi bir kültürü beraberinde ister. Kazanımı, bir ömür...
Satıp, kaçanlar... Kaçıp, sövenler... Dilinde bitirenler dünyayı, yaşamı tükenmişliklerinde bölüşenler. Üç kadehe ertesi gününü pazarlamaktan korkmayacak denli uyumsuz paçozlar... Bunları dillendirmeli, teşvik etmeli toprağa -ait oldukları yere. Onlar toprağın kirliliğini dikkate almadan yalınayak dolaşabilen bakterilerdir.
Bu mektuptan çıkacak sonucu beklemiyorum, bunu tarih buraya yazmalı. Sonuç yerine koyuyorum, bir gün inanıyorum sol yanı çiçek bahçeli çocuklar zafer yazacaklar!..
Bu içerik 54 kez okundu
paylas